Rusya’da üretilen gazı, iki paralel boru hattı ile ve Karadeniz’in altından geçerek, Kıyıköy civarında ülkemize ulaştıran “TürkAkım”[1] projesinin deniz geçişinin tamamlanması üzerine; 19 Kasım 2018 tarihinde İstanbul’da iki ülke liderlerinin katıldığı bir tören düzenlendi. Kremlin tarafında “TürkAkım’ın popülist politikalar sonucu ortaya atılan bir proje olmadığı; bu boru hattı projesinin, hem Türk ekonomisinin gelişmesine hem de Avrupa’nın enerji güvenliğinin korunmasına yardım edeceği”[2] açıklanırken, Türkiye tarafında da “Türkiye, sekiz uluslararası boru hattının geçtiği dünyadaki tek ülke. Bu anlamda ülkemizi petrol ve gazın merkezi yapmak adına TürkAkım doğalgaz boru hattı projesi de bunlardan bir tanesi. Rusya ile bir ikinci konuda daha mutabık kaldık. O da TürkAkım projesinin ikinci hattını 2019’un sonuna kadar Rusya ile birlikte tamamlayacağız. 2019 bitmeden önce bir büyük, çılgın projemizi daha hayata geçireceğiz.”[3] değerlendirmesi yapıldı.

TürkAkım’ın (TurkStream) Temel Verileri

Proje’nin Rusya’nın kara kısmındaki bölümüyle birlikte; Karadeniz geçişini ve ülkemiz içindeki kara kısmındaki iki hattan birini inşa eden Rus Gazprom şirketinin web sayfasına göre, “TürkAkım, Rusya’daki dev doğalgaz rezervlerini doğrudan Türkiye’nin doğalgaz dağıtım şebekesine bağlayarak; Türkiye, Güney ve Güneydoğu Avrupa için güvenilir bir enerji kaynağı yaratacak. Boru hattı sisteminin açık deniz kesimi, South Stream Transport B.V tarafından inşa edildi. Açık deniz boru hattı sistemi, Karadeniz’den ilerleyecek (900’er kilometre uzunluğundaki) paralel iki hattan oluşuyor. Boru hatları, Rusya kıyısındaki Anapa kenti yakınlarında deniz altına inip, İstanbul’a 100 kilometre mesafedeki Kıyıköy’de Türkiye kıyısına çıkıyor.” Su derinliği, en çok 2200 metreye ulaşıyor.

 

Her iki hattın, yılda 15,75 milyar metreküp (toplam 31,5 milyar metreküp) doğal gaz taşıma kapasitesi var. Hatlardan birisi Türkiye’nin gereksiniminde kullanılmak üzere, Kıyıköy’de karaya çıkıp, Lüleburgaz civarında iletim ağımıza bağlanacak. Diğeri ise Avrupa ülkelerinin gereksimine yanıt vermek üzere düşünüldü. Ancak bu konuda bazı belirsizlikler devam ediyor. Bulgaristan ve Yunanistan arasında, hattın kendi ülkelerinden geçmesi için mücadele sürerken, Avrupa Birliği de söz konusu gazın temin koşullarının, Gazprom’un Avrupa’daki tekelini kırmak üzere çıkardığı 3. Enerji Paketi koşullarına uyup uymayacağını yakından takip ediyor.

Türk Akım’ın Türkiye İçin Anlamı

Türkiye, tükettiği enerjinin % 30,5’ini doğal gazla karşılarken, bu kaynağın neredeyse tamamını ithal ediyor. Doğal gazda en yüksek oranda bağımlı olduğumuz ülke ise Rusya (% 52). Doğal gaz ithalatımızın geri kalan kısmını ise İran (payı: % 17), Azerbaycan (% 12), Cezayir (% 8,3; LNG) ve Nijerya (%1,3; LNG) gibi ülkelerden karşılıyoruz. İthalatın % 9’a yakın bir kısmını ise spot piyasadan LNG (sıvılaştırılmış gaz) olarak temin ediyoruz.

 

Doğal gaz ithalatımızda yıllardır en yüksek payıyla yer alan Rusya’dan, iki ayrı boru hattı ile gaz alıyoruz. Bunlardan biri tıpkı TürkAkım gibi, Karadeniz’in altından geçen ve başka hiçbir ülkeden transit geçmeyen yıllık 16 milyar metreküp kapasiteli Mavi Akım, diğeri ise Rusya’dan çıktıktan sonra Ukrayna, Moldova, Romanya ve Bulgaristan topraklarından geçerek, Malkoçlar mevkiinden Trakya’ya giren 14 milyar metreküplük Batı Hattı (Trans Balkan Hattı).

Rusya, 2014 yılı öncesinde, ülkemizin Karadeniz münhasır ekonomik bölgesinden geçerek Avrupa’ya Bulgaristan’dan giriş yapacak olan “Güney Akım Projesi”ni gerçekleştirmeye çalışıyordu. Bu hat 4 adet paralel ve her biri 15,75 milyar metreküplük (Toplam 63 milyar metreküp) bu proje, gerek AB’nin bahsi geçen 3. Enerji Paketi’nin engellemesine ve gerekse Rusya’nın Ukrayna ve Kırım politikalarına yönelik AB ambargolarına takılmıştı. Putin de buna tepki olarak; 2014 Aralık ayında ülkemize gelirken, “Güney Akım Projesi yerine ‘TürkAkım Projesi’ni hayata geçirmeye karar verdiklerini” açıklamıştı[4]. “Bu proje, ekonomik olmaktan çok, politik hedefe yönelikti. “Oyunun kurallarını, kendi politik çıkarları doğrultusunda başarıyla kullanabilen Rusya, Bulgaristan’ın zayıf koalisyon hükümetini baskı altına almayı, AB’ye ‘alternatifim var’ demeyi ve Türkiye’ye de ‘mavi boncuk vermeyi’ hedefleyerek, bir taşla ikiden de çok kuş vurmayı becermişti.”

Şimdi dilerseniz nesnel ve soğukkanlı bir değerlendirme yapalım. Türkiye halen 2 ayrı boru hattı ile yılda toplam 30 milyar metreküplük anlaşma çerçevesinde, doğal gazda Rusya’ya % 52 oranında bağımlı. TürkAkım, 2019 sonu ya da 2020 başlarından itibaren, ülkemize (kademeli olarak artan hacimlerde) yılda 15,75 milyar metreküp gaz sağlayacak. Bu hattın devreye girmesi ile birlikte, Ukrayna üzerinden gelen 14 milyar metreküplük hat (Batı Hattı), devre dışı kalacak. Rusya böylece Ukrayna’yı devre dışı bırakarak, cezalandırmış olacak. Bu arada, Avrupa’ya 2017’de 194 milyar metreküp[5] gaz ihraç eden Gazprom’un, önemli bir miktar ihracatı, Ukrayna’dan geçen boru hattı üzerinden yapılıyor. Ukrayna ile gerek gaz ticareti ve gerekse siyasi nedenlerle sürekli çatışan Rusya, her biri yılda 55 milyar metreküp taşıyan Nord Stream1 ve 2 hatları ile de Ukrayna’yı devre dışı bırakarak Avrupa’ya gaz tedarikini sürdürüyor. Özetle, Rusya’nın Nord Stream ve TürkAkım ile temelde Ukrayna’yı devre dışı bırakarak, büyük bir stratejik hamle yapıyor. Yani burada kazananın Rusya olduğu çok açık…

Rusya-TR Gaz Boru Hatlari

Gelelim bizim cepheye… TürkAkım ile yılda 15,75 milyar metreküp Rus gazı alınıp, 14 milyar metreküplük hat (Batı Hattı) devre dışı bırakılınca, bizim Rusya’dan alacağımız gaz miktarı toplamda 1,75 milyar metreküp artıyor. Yani, azalmıyor! Dolayısı ile kimilerinin TürkAkım ile “kaynak çeşitlendiriyoruz”, “Rusya’ya bağımlılığı azaltıyoruz”[6] tezleri, ya bilgisizlikten ya da olumlu bir iş yapılmış olduğunu havasını yayma çabalarından kaynaklanıyor.

Hattın 15,75 milyar metreküplük ikinci ayağının Avrupa’ya gideceği varsayımı üzerinden ve ülkemize çok sayıda boru hattı ile gaz alındığı verilerinden hareketle; “Türkiye bu projeyle gaz ticaret merkezi oluyor” tezlerine gelince; TürkAkım dahil, mevcut gaz anlaşmalarımızda, alıp yeniden satabilme (re-export) hakkımız olmadığını anımsatmak gerekiyor[7]. Türkiye’den geçecek transit hatlarda, gaz fiyatları, alıcı ile satıcı arasında belirlendiği sürece, sizin “merkez” olmanız söz konusu değil; sadece koridor oluyorsunuz. Kaldı ki “merkez” olabilmenin, depo kapasitesinin yetersizliği dahil, bir dizi başka engelimiz var.

TürkAkım ile “2019 bitmeden önce bir büyük, çılgın projemizi daha hayata geçireceğiz” iddiası ise, olsa olsa iç politikaya yönelik bir “halkla ilişkiler” çalışması sayılabilir. TürkAkım’ın deniz geçişi tamamen Gazprom tarafından inşa ediliyor (ettiriliyor). Biz sadece Kıyıköy-Lüleburgaz arasındaki bölümde varız. Karada gaz boru hattı inşa etmenin de “çılgın proje” tanımıyla ilgisinin olamayacağı çok açık… Olsa olsa “Alet işler, el öğünür” özlü sözünü aklımıza getiririz.

Rusya’nın stratejik bir başarısı olan bu proje sayesinde, “ülkemize daha ucuza gaz alabilecek miyiz?” derseniz, bildiğimiz kadarı ile böyle bir ayrıcalık ta sağlanmış değildir.

“TürkAkım’ın bize hiç mi faydası yok?” derseniz; tabi ki var! Hat Ukrayna’dan ya da bir diğer ülkeden geçmeyeceği için, her kış kesinti yaşandığında, “Ukrayna gazı sifonladı” iddialarından kurtulmuş olacağız. Eğer kesilirse, nedenin ya bir teknik arızadan ya da Rusya’nın bir “teknik” rahatsızlığından kaynaklandığını bileceğiz. Ayrıca, Rusya’nın da kendisine Ukrayna ve kısmen AB üzerinde stratejik üstünlük sağlamasına olanak veren bu anlaşmanın önünü açan Türk tarafına, biraz daha yakın davranması beklenebilir. Ancak dış politikadaki temel farklılıklar ve Rusya’nın kendi coğrafyasındaki “İslamcı militanlar” konusundaki tehdit algılaması sürdüğü müddetçe, bu yakınlaşmanın stratejik değil, taktik düzeyde ve dönemsel olması daha yüksek olasılıktır.

Toparlarsak

Bizim yapmamız gereken ise ülkemizin enerji tüketiminde ağırlıklı olan ve neredeyse tamamı ithal edilen doğal gaz, kömür, petrol gibi kaynakların yerine, atıl durumdaki yenilenebilir kaynaklarımızı çok daha fazla oranda devreye alacak politikaları hayata geçirmek olmalıdır. Enerji verimliliğimizi arttıracak, enerji üretiminde kullanılan ekipmanların yerli üretimini yaygınlaştıracak adımların hızlandırılması hedeflenmelidir.

Yerli petrol ve doğal gaz üretimini arttırabilmenin yolu ise dikey bütünleşik ve özerk olarak yeniden yapılandırılacak TPAO sayesinde mümkündür. Kurum mevcut yapısı ile bu görevi başarabilecek konumdan çok uzaktadır. TPAO’nun BOTAŞ ile birleştirilmesi ve rafinaj ile dağıtım/pazarlama fonksiyonlarına yeniden kavuşturulması şarttır. Petrol/Doğal Gaz sektörünün temel gereksinimi budur. Dünyadaki bütün başarılı ve büyük şirketler (ExxonMobil, Royal Dutch Shell, BP, Rosneft, PdVSA, Petrobras, CNOOC, vb.) dikey bütünleşik şirketlerdir. Oysa bunun tam tersine biçimde, her iki kurum ayrı ayrı Varlık Fonu çatısı altına alınmıştır ve özelleştirilmeleri gündemdedir. Bu yapılarıyla, yerli petrol ve doğal gaz potansiyelimizin ortaya konulabilmesi, arama ve üretim yapılması mümkün değildir.

 

[1] Gazprom, “Türk Akımı” yerine “TürkAkım” tanımlamasını kullandığından, bu tanıma sadık kalınmıştır.

[2] https://tr.sputniknews.com/turkiye/201811191036214620-putin-erdogan-turk-akimi-toren-istanbul/

[3] https://tr.sputniknews.com/turkiye/201805271033608811-albayrak-rusya-tahkim-sureci-anlasma/

[4] Bu değerlendirmeyi, Bütün Dünya dergimizin Kasım 2016 sayısındaki “23. Dünya Enerji Kongresi ve Türk Akım Üzerine” başlıklı yazımda yapmıştım.

[5] Bunun bir bölümü Türkiye’ye olan ihracattır. Ülkemize geçen yılki ihracatı 29 milyar metreküp. Bunu düşersek,

[6] Bir miktar azalma, Türk Akım ile değil, Azerbaycan gazını taşıyan TANAP ile mümkün olacak.

[7] Sadece 6,6 milyar metreküplük Azerbaycan gazının, sembolik miktarı ve belli bir süre için böylesi bir hakkımız var.

 

Bu yazı Bütün Dünya dergisinde, Aralık 2018’de yayınlanmıştır. 

Necdet A. Pamir