Konudan konuya sekerek bir özet yapalım önce.

Kim nasıl ortaya koyarsa koysun Yunanistan seçimlerinin mutlak kazananı Yeni Demokrasi ve 51 yaşındaki lideri Kiriakos Miçotakis, mutlak kaybedeni ise yüzde 2.93 oyla yüzde 3 barajını aşamayıp parlamento dışında kalan aşırı sağcı-milliyetçi Altın Şafak oldu. Yeni Demokrasi’nin bu muazzam dönüşü, hem Mitsotakis’in ülke sorunlarına isabetli teşhis yapabilmesi ve çözüm önerileri getirmesi tabii ki önemli rol oynadı. Ancak gerek mülteciler gerekse dış politika ve özellikle Makedonya isim sorunu gibi konularda Altın Şafak’la yarışacak şekilde aşırı sağcı görüşler getirmesi de etkili oldu. Mitsotakis’in seçim zaferi önümüzdeki dönem Türk-Yunan meselelerinde, Kıbrıs sorununda rahatlama mı getirir, yeni tırmanmalara yol mu açar birlikte yaşayıp göreceğiz. Ancak, durumun pek parlak olmayacağını söylemek herhalde pek abartı olmayacaktır.

İzleyenler, ilgilenenler biliyor, çoğu kişi de sadece gazetelerden takip etmeye çalışıyor. Kıbrıs sorunu bir tarafa Akdeniz doğal kaynakları açısından Türkiye’nin ikili bir yaklaşımı var. Bir yanda Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs adasını vatan bilen iki halktan biri sıfatıyla adanın, toprağının, egemenliğinin eşit ortaklarından birisi olarak sahip olduğu meşru haklarının korunması; diğer yanda ise Türkiye’nin doğu Akdeniz’de kıta sahanlığından doğan ve Uluslararası hukuk uygulamaları çerçevesinde adalarla sınırlandırılamayan kıta sahanlığı, ya da çok sevilen sloganvari deyişle “Mavi Vatan” hakları var. Kıbrıs sorunu çözülse de bu haklar önemlidir ve ayrıca çözümü gerekir. Ne var ki mevcut durumda Türkiye ile Kıbrıs Rum yönetimi arasında diplomatik ilişki olmaması nedeniyle mesela Yunanistan ile olduğu gibi görüşülebilmesi, bir anlaşmaya varılabilmesi mümkün değildir.

Kıbrıs Türkleri ile Rumlarının doğu Akdeniz hidrokarbon yataklarının kullanımı ve değerlendirilmesinde, tıpkı karadaki eşit paydaş olmaları gibi, ortaktırlar. Bu hak yenş bir anlaşma yapılması ve iki devletin sınırları çizilmesi halinde yeniden sınırlandırılabilir. Ancak, 1960 anlaşmaları şartları çerçevesinde konu ele alındığında Kıbrıs Rumları ile Türklerinin eşit paydaşlıkları hiçbir şart altında ortadan kaldırılamaz. Kısaca, iki halktan birisinin diğerinin gıyabında veya ileride ona ödenmek üzere bir fonda biriktirerek – nasıl olacaksa – bu kaynaklardan tek taraflı yararlanmaya başlaması ortaklık ilkesinin ihlalidir.

Tabii ki, “1960 sistemi çerçevesinde hem Türkiye hem de Yunanistan’ın birlikte üye olmadıkları hiçbir kuruluşa Kıbrıs’ın bütün veya bir parçasının dahil olamayacağı ilkesine rağmen Avrupa Birliği’ne de girememeliydi Rum idaresi ama oldu. Öyleyse bu adım da atılabilir” gibi bir yaklaşım içerisinde Rumlar tek başına hidrokarbon aktivitelerinde bulunurlar bunun karşılığı da olmalıydı. Nitekim Yavuz gemimiz Karpaz burnunu döndü, hidrokarbon aramaları yapacağı hedefe doğru ilerliyor.

Yavuz ekonomik kullanılabilir bir kaynağa ulaşır ise bir durum, ulaşmaz ise bir başka durum ortaya çıkacak. Ya yeni alanlarda aramalara devam edilecek, ya da Rumlara “Gelin bu bulduğumuz imkanı nasıl paylaşacağımızı görüşelim” denilecek. Niye? Çğnkü Türk tarafı 2011-2012 yıllarından bu yana bunu önermekte, ve önerileri yazılı olarak BM genel sekreterinde bulunmaktadır.

O zaman da söyledi Türk tarafı, şimdi de vurguluyor temaslarda. Kurulacak bir ortak komite ile, nihai çözüme halel getirmeden, bulunacak hidrokarbon kaynakları önemli bölümü çözüm ü finanse etmek üzere uluslararası kontrolde bir fona yatırılmalı, gerisi ise iki halkın yararına, üzerinde mutabık kalınacak bir oranda, paylaştırılmalı.

Ortaklık şaka değil. Kıbrıs Türk halkı sadece adanın toprağında, suyunda, gazında, petrolünde değil, her şeyinde Rum halkıyla eşit ortaktır. Bu ortaklık 1960 sistemindeki gibi mi, başka bir oranda mı olur taraflar görüşerek anlaşmaya varmalı. Ortaklık kolay iş değil. Tek tarafın “Ben yaptım oldu” demesiyle de olmaz. Eğer uluslararası toplum iki halkın ortak hakları olduğunu, ortaklık haklarının yeni döneme de taşınmasını kabul ediyor ise, ki ediyor, gereğini yerine getirmeli ve Rumlara açıkça “Paylaşmayı öğrenmezsen Türkler bu imkanları sana kullandırmaz, ve kullandırmamakta da haklılar” demelidir.