Kıbrıs’ta neyin ne olduğunu iyice unutan Türk medyasının en Kemalist ve hatta milliyetçi olduğunu iddia edenlerden bir tanesi haberi muştuladı: “Güney Kıbrıs’tan AP’ye bir Türk gönderildi!”

Bu kadar mı “milli davadan” habersiz olunur? Bu kadar mı Kıbrıs Türk milliyetçi kesimlerce açıkça “Rum sevici” ya da “Stokholm sendromu mağduru” diye nitelenen Niyazi Kızılyürek’in Rum komünist Çalışan Halkın İlerici Partisi (AKEL) listesinden seçime girmesi ve Avrupa Parlamentosu’na seçilmesi nasıl böyle çok olumlu bir haber gibi verilebilir?

Cehalet… Başka izah tarzı yok. Bu cehalet nasıl giderilebilir? Bu konu üzerinde durulması gerekir. Belki daha sık Türk gazetecileriyle konuşarak, ya da daha sık Türk televizyonlarında gerek haberlerde gerekse tartışma programlarında yeni hükümet temsilcilerinin ekranlarda yer alması yararlı olabilir.

Yıllar önce iktidarda büyük umutlar, beklentiler ve fikirlerle bir sol iktidar vardı. Bu günlerde saflar iyice ayrıştı ve birçoğu ile konuşamaz hale geldik ama o zamanlar aramızdan su sızmıyordu bazı sol siyasetçilerle. “Be gardaş, önemli ama olgun yaşa ermiş Türk ve dünya medya mensuplarını, kanaat önderlerini, eski siyasetçileri tespit edecen. hani o kimseye verilmemiş ya da kamu idaresinde olan evler var ya, iyice elden geçirecen. Sonra davet edecen bu adamları. Verecen bu evcikleri onlara, üç aylığına, beş aylığına. Bir de sosyal hizmetli verecen birkaç günde bir uğrasın, bakkal, çakkal yardımcı olsun. Sonra seyreyle ne kadar çok yazı, makale, yorum ve hatta kitap yayınlanacak Kıbrıs ve Kıbrıslıyla ilgili” demişti o arkadaşlardan birisi. Hoş, o arkadaş da çoktan kendi siyasi mahallesinden kovuldu bizim mahallede iş görmeye, yer bulmayı başardı ya neyse…

Fikir o zaman da güzeldi, şimdi de güzel. Çok yatırım yapmaya gerek yok. Üstelik istihdam imkanı bile yaratabilir. En güzeli, nerdeyse bedava reklam ve tanıtım imkanı sağlanabilir.

Gelelim bizim Niyazi meselesine ve AP seçimlerine. Birkaç açıdan konuyu incelemekte yarar var.

1-Kıbrıs Türk halkı içerisinde bazı sağ yazarların “hain kontenjanı” diye tanımladıkları bir bölüm insan var ki Türkiye, Türklük ve hatta kendi halkının düşmanıdırlar. Sayıları Kıbrıs Türkünün yüzde üçü civarında olan bu arkadaşlar artarlar, azalırlar ama neredeyse hani derler ya ister sağdan say isterse soldan, hep o kadardırlar. Bu seçimde de Akel bir yandan, işbirlikçi Kıbrıs Türk partileri diğer yandan üstelik de ilk kez bir Rum siyasi partinin – ki amacı açıkça Kıbrıs Türklerinin azınlık olduğunu ve Rum halkı içerisinde kişisel temelde Kıbrıs sorununu çözebileceğini, toplumsal haklarından vaz geçtiğini ispatlamak maksadıyla yapıldı – bir Kıbrıs Türkünü aday gösterildi. Hedef en az yüzde 10 hatta 15 Kıbrıs Türkünün seçime iştirakini sağlamaktı. Ne oldu? Seçime sadece 5600 Kıbrıs Türkü katıldı. Bu da 200 bin Kıbrıs Türk seçmeninin yüzde üçü bile etmiyor. Yani hain kotası içerisinde kalındı.

2-Her ne kadar hain kotası içerisinde kalınsa da, bir önceki AP seçiminde, yine Rum sevici Türk adayların da katıldığı ama bir büyük siyasi partinin bir Türkğü aday göstermediği dönemde, seçime katılan Kıbrıs Türk seçmen sayısı sadece 1800 civarında idi. Demek ki çok şey yapılması, aidiyet duygusunun güçlendirilmesi ve bu arada tıpkı Rum devletinde olduğu gibi devleti koruyucu yasaların bir an önce çıkarılması şart hale gelmiştir. Tabii ki yasayla, cezayla sorun çözülmez, doğru siyaset ve gelecek vadeden politikalarla Kuzey Kıbrıs Türk Cu7kmhuriyeti’nin sorunlarını çözmek, Türkiye ,ile iyice kenetlenmek ve katta iki ayrı ve kardeş devletin belli alanlarda entegrasyonunun önünü açmak gerekmektedir. Ayrıca, bu 5600 kişinin, ve belki çekindiği, korktuğu ya da başka mahalle baskısı nedeniyle gönlü Rum sevicilerle birlikte olup da seçime gidemeyenlerin büyük çoğunluğu kendi topraklarında azınlık oldukları şikayetine dayanmaktadır. Rumu yabancı görmeyip, Anadolu’dan geleni yabancı, dahası tehdit olarak görmek uygulanan baskıcı ve dönüştürücü kültürel siyasetin açık bir sonucudur. Kıbrıs Türkünün kültürünün büyük benzerlikler ve örtüşmeler olsa da Anadolu Türkü ile aynı olmadığı görülmeli ve bu alanda rahatlatıcı politikalar üretilmelidir.

3-Belki de “Sağol Akel” diyecek bir durumla da karşı karşıyayız. Akel’in Niyazi’yi aday göstermesi ve AP’ye seçtirmesiyle Rum sağ siyasetinin korktuğu ama bizim (bazı tehlikeli sonuçları açısından) görmek istemediğimiz bir gücümüz de ortaya çıktı. En azından Rumlar bugün bu gücü tartışıyor. Ne bu güç? Kıbrıs Türk halkının Rum seçimlerinde oy kullanması kapıların kapalı olduğu 2003 öncesinde söz konusu değildi. Annan planı Rumların ret oyuyla çökmesine rağmen 1 Mayıs 2004’de Rum tarafı tek başına ancak güya Kıbrıs’ın tüm halkını ve toprağını temsil yetkisiyle AB üyeliğiyle ödüllendirildi ya, Kıbrıs Türklerine vatandaşlık haklarını kullandırmak mecburiyetinde kaldı. Kıbrıs Türkü toplam ada halkı seçmen sayısının yüzde 20’si veya biraz üstü ise ve Rum başkanlık seçimlerinde adaylar arasında bir-iki puanla seçim kazanılıyor ise, demek ki Kıbrıs Türkü isterse istediği adayı seçtirebilir… Bu olur mu? Olmaz. Ama bırakın biraz da Rumlar korksun, böyle bir tehdidin varlığını tartışsınlar. Nitekim şu anda bunu konuşuyorlar.

Kısaca, ne oldu, ne bitti iyi değerlendirmek lazım. “Yes be annem” bir dönemin sloganı idi. Şimdiki slogan bence “Ne oldu be annem?” varsın hesaplasın Rum seviciler de, Rum siyasiler de ne hesapladılar, nereye geldiler.

Bu arada biz tartışmayı, bir birimizi yemeyi bırakalım. Yeni bir hükümet iktidara geldi. Çok uzun bir süreden sonra sağlam ve rahmetli Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş çizgisine sahip, hem içte hem de Türkiye ile ciddi ve eksiksiz ahenk içinde bir hükümetimiz var. Ciddi yasal eksikliklerimiz aşikar. Petrol yasasından, BRT yasasına ve hatta anayasa değişikliği ile hep konuştuğumuz ama gerçekleştiremediğimiz başkanlık sistemine geçişe kadar çok işimiz var.

İşe yoğunlaşma zamanı…