Türkiye ve Kıbrıslı Türk tarafı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kurulmasını Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarında hak iddiasıyla kutluyor.

Bu durumu yorumlayan enerji uzmanı Necdet Pamir’e göre; Doğu Akdeniz’de Avrupa’nın tüm ihtiyacını karşılayacak bir potansiyelden söz edilemeyeceği gibi Avrupa Birliği (AB) ve Rum tarafı uluslararası hukuk boyutuyla Türk tarafını kabul etmek durumunda.

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 45’nci kuruluş yıldönümü dolayısıyla Türk tarafı adaya ilişkin görüşlerini uluslararası kamuoyuyla yeniden paylaştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya gönderdiği tebrik mesajında, “Türkiye, her halukarda Kıbrıs Türkü’nün refahının, güvenliğinin ve geleceğinin garantisi olmaya devam edecektir. Ada’nın ve bölgenin zenginliklerinin sadece kendilerine ait olduğunu zannedenler, bugün olduğu gibi gelecekte de karşılarında Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kararlılığını bulacaklardır. Bu minvalde Türkiye, Ada’da adil ve kalıcı çözümün sağlanması için, Doğu Akdeniz’de gerginliğin değil, barışın hüküm sürmesi için tüm imkânlarını kullanacaktır” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı da hidrokarbon kaynaklar konusunda son olarak Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde eşit temsile dayalı ortak komite kurulması önerilerini Rum tarafından olumsuz yanıt geldiğini anımsatarak, “Bu durumda bize ve Türkiye’ye de Rum tarafınca yapılan tek yanlı girişimlerini dengeleyecek benzeri davranışlar sergilemekten başka seçenek bırakmıyorlar. Ada’da da bölgede de barış, huzur ve istikrar sağlamanın yolunun elbette güçlü olmaktan ve meşru haklarımızı korumanın kararlılığından geçtiğinin de bilincindeyiz” diye konuştu.

Ankara’nın izlediği Doğu Akdeniz politikasında Türkiye’de muhalefet partilerinin desteği de söz konusu. Keza TBMM’de AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin imzasıyla ortak bildiri yayımlanmıştı. Bildiride, “Devletimizin Doğu Akdeniz’de hidrokarbon arama çalışmalarını sürdürmesini doğru ve yerinde buluyoruz. Türkiye’nin ve KKTC’nin, hiçbir baskıya boyun eğmeksizin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarını koruyacak kudrete sahip olduğu bilinmelidir” denilmişti.

Peki Kıbrıs Adası çerçevesinde Avrupa ve Türkiye kamuoyunu meşgul etmekte olan Doğu Akdeniz’deki enerji rezervi ne anlama geliyor? Enerji sektörü açısından verileri ve uluslararası hukuk açısından “haklılık” meselesini, TMMOB Petrol Mühendisleri Odası Eski Başkanı ve düşünce kuruluşu SİGMA Turkey’in enerji uzmanı Necdet Pamir değerlendirdi.

Pamir’e göre; doğalgaz dünya geneline önemi artan enerji kaynaklarından birisi ancak Doğu Akdeniz’de Kıbrıs civarındaki kaynaklar dünya rezervleri açısından şimdilik tahminlerde bulunmak güç olsa da dünya dengesini değiştirecek gibi gözükmüyor. AB’nin de Rusya yerine doğalgaz ihtiyacını bu bölgeden sağlaması ihtimalini de düşük olarak yorumlayan Pamir, çatışma yerine Doğu Akdeniz’deki hidrokarbonlar üzerinden barış için çözüm üretilebileceği görüşünde.

Enerji uzmanı Necdet Pamir, Türkiye ve Türk tarafını uluslararası enerji hukuku açısından son derece haklı bulduğunu da vurgulayarak, VOA Türkçe’nin sorularını şöyle yanıtladı:

VOA: “Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar neden önemli?”

Pamir: “Öncelikle dünyada tüketilen enerji geçtiğimiz yılı itibariyle yaklaşık yüzde 22’si doğalgazla karşılanmış durumda. Doğu Akdeniz’de öne çıkan kaynak doğalgaz. Bu petrol yok demek değil ama daha çok İsrail ve Mısır denizler alanında ve en sonunda Kıbrıs adası civarındaki keşifler tamamıyla doğalgaz keşifleri. Dolayısıyla önce bunun altını çizmek lazım. Doğalgazın önemi açısından ve doğalgaz diğer fosil yakıtlara göre – fosil yakıtlar derken de kömür ve çelikten söz ediyoruz – görece daha temiz olduğu için, daha verimli olduğu için önümüzdeki yıllarda da payını arttırması beklenen tek fosil yakıt. Dolayısıyla bu kaynaklar öncelikle bu açıdan önemli. Bugün ölçeğine baktığınız zaman bir olası rezervler var, bir de ispatlanmış rezervler var. Dünyada bugün bilinen ispatlanmış doğalgaz rezervlerinin toplamı yaklaşık 200 trilyon metreküp. Bu 200 ile kıyasladığımızda Amerikan Jeolojik Araştırma Enstitüsü’nün birtakım varsayımlarına inanacak olursak Levant Havzası’nda yani Kıbrıs’ın doğrusu diyelim 3.5 trilyon metreküp bir potansiyelden söz ediliyor. Yani yüzde 1,75’lik dünya rezervleriyle kıyasladığımızda bir potansiyelden söz ediliyor. Bunun bir kısmı keşfedildi. Ondan büyük potansiyel olarak gördüğü söz konusu enstitünün Mısır’daki Nil Deltası Baseni var, orada da 6,3 trilyon metreküp. Yani ikisini topladığınızda 10 trilyon metreküp dünya ispatlanmış gaz rezervlerinin yüzde 5’i kadar ki bölge için önemli küçümsenecek bir rakam değil ama dünya dengeleri değiştirir değiştirmez o tartışma konusu. Şimdi bir kere bunu tespit edelim. Bir de ispatlanmış rezervler var. Bundan kastımız şudur: siz mevcut teknolojilerle yeterli sayıda kuyu açmışsınız rezervinizi tanıyorsunuz. Başta verdiğim 200 trilyon metreküp dünya genelinde yeterli kuyu açılmış bugünkü teknolojiyle ve mevcut ekonomik koşullarda üretebileceğiniz miktar. Bu bağlamda baktığınızda İsrail denizel alanında, Doğu Akdeniz’i konuşuyoruz yaklaşık bir trilyona metreküp keşif açıklandı. Bunlardan Tamar Sahası zaten büyük oranda üretildi, Leviathan sahası da yeterli araştırma yapıldığını söyleyebiliriz, Bunun yanı sıra Mısır, Zohr Sahasını buldu burada da belli oranda sondaj yapıldı. Burada da tahminen 850 milyar metreküp gibi bir rakamdan söz ediliyor. Ancak en son keşiflerinden bir tanesi de ne olursa Nur Sahası, bizim Işık anlamında kullandığımız bu saatte de çok spekülatif birtakım rakamlar var teknik kuyu açılıp rezerv açıklanmaz yani çok tahminidir çok geneldir, yani kesinlikle arz etmez. O anlamda söylüyorum ama bunun Zohr Sahası’ndan çok daha büyük olduğunu Hani bazı rakamlar var söylemek istemiyorum gereksiz yönlendirme olmasın diye. Kıbrıs civarında ise, Türkiye’nin ve KKTC’nin ısrarlı protestolarına karşı tek taraflı olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi çeşitli uluslararası şirketleri davet ettiği 3 tane ihale yaptı. Protesto edip edilmesinin nedeni 1959 sürekli Londra anlaşmalarının Hayat verdiği 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nda baktığınız zaman Türk ve Rum toplumları eşit haklara sahiptir tek taraflı olarak bunların bir dayatmasıdır bu ama ısrarla bunu yaptılar ve üç ihale sonrasında üç keşif yapıldı. Afrodit Sahası’nda 250 milyar metreküpten başlayıp en son 129 milyar metreküpe kadar düşen rakamlar açıklandı. Bu Türkiye’nin iki buçuk yıllık doğalgaz tüketimi kadardır. Glaucus ve Calypso kuyularında da gene çok erken daha birer kuyuyla rezerv açıklanması çok afaki olacaktır İkisinin toplamı genelde 198 milyar metreküp gibi veriliyor dolayısıyla bölgesel olarak önemli ama dünya dengeleri değiştirecek bir rakamdan söz etmiyoruz.”

Kıta sahanlığı ve münhasır bölge noktasında haklılık payı nedir?

VOA: “Türkiye ve KKTC’nin kıta sahanlığı itibariyle bölgede hak iddiası neye dayanıyor?”

Pamir: “Kıta sahanlığı ve bunun üzerine münhasır ekonomik bölge iddialarınız sizin coğrafyanız ve varlık nedeninizle yarattığınız haklarınızdır. Kıta sahanlığı doğal olarak karasal yapınızın uzantısıdır. Hem Türkiye’nin hem KKTC’nin doğal olarak hakları vardır. Türkiye ana karasının uzantısı olarak kıta sahanlığına sahiptir ve koordinatlarını daha evvel de zaten Rum tarafı tezlerini çürütmek açısından Birleşmiş Milletler’e ve ilgili kuruluşlara kendi görüşünü vermişti. Ama bundan bir-iki ay önce Türkiye oradaki Daimi Temsilcimiz Feridun Sinirlioğlu vasıtasıyla imzasıyla kıta sahanlığı sınırlarımızı kesinkes BM’ye tescil ettirdi. Fakat münhasır ekonomik bölge bunun üzerinde bir şey. Münhasır ekonomik bölge, kıyıdaş ülkelerin kendi kıyılarından itibaren 200 deniz mili yani yaklaşık 370 kilometrelik alanda suyun yüzeyi, kolonu ve onun altındaki kıta sahanlığındaki haklarını ifade eder. Bu deyim yerindeyse doğuştan gelen hakkınızdır. Dolayısıyla KKTC’den farkı Türkiye’nin ana karısını uzantısı. Ama KKTC biraz önce söylediğim gibi 1959 Zürih ve Londra anlaşmaları üzerine oturmuş Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasası var bu her iki topluma da eşit hak veriyor. Dolayısıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Türkiye’nin münhasır ekonomik bölge hakkı ya da kıta sahanlığı hakkı haricindeki ilan ettiği ne varsa orada KKTC’nin de hakları vardır. Dolayısıyla uluslararası hukuktan gelen kaynağı var. Buna göre de hem KKTC hem de Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Petrolleri Anonim Şirketi’ne yani ulusal kuruluşunuza kendi tanımladıkları alanlarda ruhsat vermiştir. Şu anda sürmekte olan sismik aramalarımız yani Barbaros’un yaptığı Oruç Reis’in katılacak yakında ve derin deniz sondaj gemilerimiz Fatih ve Yavuz’un Fenike-1 ve Karpaz-1 sahalarındaki faaliyetleri tamamen uluslararası hukuka dayalı hem kıta sahanlığı hem de münhasır ekonomik bölge haklarımızdan hem bizim hem KKTC kaynaklanmaktadır. AB’nin, GKRY’nin ve Yunanistan’ın ortalığı karıştırma çorbaları hukuki dayanaklar tamamen yoksundur.”

Hangi şirketler ada civarında faaliyet yürütüyor?

VOA: “Kıbrıs civarında şirketlerce yürütülen faaliyetleri nasıl yorumluyorsunuz?”

Pamir: “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Ada’nın tek sahibiymiş gibi Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla faaliyet gösteriyor ve üç tur ihale yaptı. Burada AB’nin tek taraflı olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eşittir Kıbrıs Cumhuriyeti imiş gibi hukuksuz bir şekilde kabulü yatıyor. Biraz önce zikrettiğim adını andığım Zürih ve Londra anlaşmalarına aykırıdır (Rum tarafını) AB’ye kabulü tek taraflı olarak. Dolayısıyla Rum tarafı buradaki fiili durumu şunun için kullanıyor hem uluslararası şirketleri yanlarına alıyorlar hem de o şirketler arkasındaki devletleri arkalarına almaya çalışıyorlar. Bu konuda hukuksuz ama başarılı bir çalışmaları var. Örnek vermek gerekirse Total Fransız, Eni İtalyan, Kogaz Koreli, Exxon Mobil ile Noble Amerikalı, Delek İsrail yani saydıkça hangi ülkelerin şirketlerinin burada olduğunu da görüyoruz. Ama bunlara eklenen enteresan bir şirket ve devlet daha var kadar yani kadim dostumuz Katar’ın tırnak içinde söylüyorum, kadim dostumuz derken Amerikalılarla beraber Exxon Mobil ile beraber bizim tüm karşı çıkışımıza rağmen oradaki faaliyetlerini sürdürüyor olmaları da bir ibret tablosu oluşturuyor.”

VOA: “Doğu Akdeniz’deki kaynaklar uluslararası dengeleri değiştirebilir mi?”

Pamir: “Avrupa Birliği’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve Rusya’ya olan bağımlılığını azaltması bağlamında çok gündeme geliyor. Olabilir mi olamaz mı ayrı bir tartışma konusu. Çünkü Doğu Akdeniz Havzası’ndan çıkan doğalgazın hem bir üretim maliyeti var hem de onun AB pazarlarına Türkiye’yi baypas ederek ulaşabilmesi 3 bin metre su derinliğinden binlerce kilometrelik bir boru hattı ile ya da sıvılaştırılmış gaz LNG terminallerinden tankerler vasıtasıyla gitmesi son derece maliyetli. Yani bu gazın mevcut koşullarda Rus gazıyla rekabet etmesi çok da zannedildiği kadar kolay değil. Bir taraftan da AB’nin genelde gaz talebi de önümüzdeki yıllarda artmıyor, azalıyor. Bu AB’nin enerjiyi daha verimli kullanma ve yenilenebilir kaynakların enerji karışımlar içindeki payını artırmaya çalışmalarından kaynaklanıyor. Ama önemli bölge için önemli Kıbrıs adası için önemli barış için birlikte kullanıldığı takdirde son derece önemli.”